Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Hizmetlerimiz  |  Arşiv  |  Bulut  |  Bülten  |  Reklam ?  |  İletişim                 
 Girişim Haber
Sinekten Yağ Çıkarmak, İş Dünyasında da Bir Sanattır

Biliyorum, onlarca makale ve birçok da kitap okuyorsunuz başarı çıtanızı yükseltmek için. Ve biliyorsunuz: “Başarı içte başlar” Ancak dış faktörler bizleri ciddi anlamda etkileyebiliyor, değil mi? Bunun en taze kanıtlarından biri olarak dünyadaki global ekonomik krizin üzerimizdeki etkisini algılamak mümkün. Ama merak etmeyin. Bendeniz kişisel gelişim ile kurumsal gelişimin beraber yürümesi gerektiğini paylaşan bir eğitimci ve yönetim danışmanı olarak bu yazımda sizi ne küresel krizleri, ne iç dünyanızdaki dehlizleri, ne de dış dünyanızdaki problemleri düşünmeye sevk etmeyeceğim. Bu sefer arkanıza rahatça yaslanın ve her alanda başarı, gelişim ve dönüşümün öyküsünü çocukların dahice yöntemlerinden biri olan “Ekmeğini Telden Çıkarma” adını verdiğim metodu nasıl keşfettiğimize bakın.

Satış Psikolojisi isimli kitabımda da paylaştığım bu ilginç sinekten yağ çıkarma hikayesi sizin için çok eğlenceli ve ilham verici olabilir. Anlatacaklarım bizzat yaşadığım gerçek olaylara dayanmaktadır. M.Ö. çağlardı sanırım, çocuktuk ve çocukların karşısında saatler geçirdiği bilgisayar oyunları ve internet gibi şeyler yoktu. Okullar tatil olduğu zaman uçurtma uçurur, misket, saklambaç, boru ile külah üfleme, su tabancası ve top oynardık. Acıkınca mahalle aralarında mutlaka birkaç dut, elma, ayva veya erik ağacı olurdu, oralara doğru yol alınırdı. Bazı mahallelerde kiraz bile vardı. Bu ağaçların tepesinde 4-5 saat kadar kuş gibi tünerdik. Karnımızı bir güzel doyururduk. Ancak her şeyin organik olduğu ve dalında beklediği bu efsane dönemlerde bile çocuklar para ile bakkaldan bir şeyler satın almanın zevkini tatmak isterdi. Para kazanmanın ve para harcamanın yetişkinlerin dünyasında önemli bir yere sahip olduğunu sezmeye başlayan her çocuk bozuk para sesi duyduğunda kulaklarını dikerdi. Bazen de ekmeğimizi telden çıkarırdık. Nasıl mı? Sıcak yaz günleri canımız gazoz çekerdi. O zamanlar gazozlar büyük ve küçük boy cam şişeler içinde satılır, genellikle misafir gelince içilirdi. Bakkal kamyonu gazoz kasalarını bakkalın önünde indirmeye başlayınca mahallenin çocuklarında hareketlenme başlardı. Ne yapardık dersiniz? Gazoz, bisküvi ve ay çekirdeği ziyafeti için para kazanırdık!

"Girişimci Çocuklar"

Yöntem şudur: 10-15 kişilik çocuk grubu tüm mahalleye dağılır. Amaç, toplumumuzun çevre temizliğine önem veren o bilinçli yetişkinleri tarafından(!) sokağa atılmış elektrik kablolarını toplamaktır. Hani şu dışı renkli plastik yalıtkanla kaplanmış, farklı kalınlıkta, herhangi bir yere bağlı olmayan iki tarafı kopuk ve işe yaramayan kablolardan… Bu arada 2-3 kişi de sandık tahtası, kuru ot gibi malzemeler bulmak için arama çalışmasına girişirler. Aradan yarım saat geçer; her çocuk bu zaman zarfında bulabildiği kabloları belirlenen noktaya bırakır. Toplanan sandık tahtaları ve diğer tutuşturucu malzemeler bir araya getirilip güvenli açık bir alanda ve toprak bir zeminde yakılır. Ardından kablolar bu ateşin içine bir bir atılır. Çocuklardan biraz daha büyük ve tecrübeli olanları ateşten sorumludur, uzunca değnekleri maşa gibi kullanarak ateşi canlı tutarlar ve kablolar üzerindeki plastik yalıtkan kaplama sıcaktan dolayı eriyip akarken, bakır tellerin erimesini engellemek için kablo yumaklarının yerlerini sık sık değiştirirler. Plastikten tamamıyla arınan kablolar kenara alınır. Diğer çocuklar telleri soğutmak için heyecanla su serperler ve üfleyerek simsiyah olmuş tellerin üzerindeki isleri gazete kâğıtları ile tek tek bir güzel silerler. Bakır teller sanki bir altın madeni gibi güneşin altında pırıl pırıl parlamaktadır. İyice soğutulan ve temizlenen bakır teller son gruba verilir. Bu gruptaki çocuklar genellikle kuvvetli olanlardır. Bakır telleri birkaç ağaç parçasını makara gibi kullanarak burkarlar ve rulo hale getirirler. 2-3 kilo kadar bakır madeni hammadde olarak karşınızdadır artık!

Bu, adeta bir hazineyi andırır. Yaşça daha büyük ve biraz daha tecrübeli olan ekip lideri olan çocuk bu bakır külçesini bir gazeteye sarar ve en yakın hurdacıya ya da o gün şanslıysalar mahalleden geçen bir eskiciye götürür, pazarlık ederek satar. Ciro iyiyse elde edilen paranın bir kısmı bazen her çocuğa eşit olarak dağıtılır, ancak genel olarak büyük bir kısmı ekibin ortak bakkaliye alışverişi için kullanılır. Çocuklar neşe içinde bakkala koşarlar. Herkese yetecek kadar miktarda gazoz, bisküvi, ay çekirdeği ve bazen çiklet ve şeker de alınır. Bu şenlik genellikle ikindi çayı vaktine denk geldiği için bisküvilerin bir kısmı camlardan sarkıtılan sepetlerle annelere uçmuştur bile. Bisküviler çaya bandırılarak yenirken çocuklar da buz gibi gazozun ve taze yiyeceklerin zevkine varırlar.

"Heyecan Duymak ve Eğlenmek İşleri Kolaylaştırır"

Paranın kalan kısmı ile manava gidilir, herkese eşit adette limon alınır. Ardından anneler bisküvilerin verdiği neşe ile bu limonları sıkar, içine çok az miktarda toz şeker atıp çalkalar ve buzluğa atarlar. Babalar işten eve gelince serin serin içsin diye. (Bu şenlik cuma pazarına denk gelirse limonatalar pazarda satılır ve ciro yükselir!) Limonatanın kerametini soran annenin cevabı karşılığında babalar ödül olarak çocuğa harçlık verebilir ve servet büyüyebilir. Ekmeğini bakır telden çıkaran bir çocuk ile her anne-baba gurur duyar, değil mi? Babalar teşvik primi vermezse anneler devreye girecektir. Çocuklar takım çalışması sergileyerek iş dünyası için kendilerini küçük yaşta hazırlanmış olurlar. Hayat bazen işte bu kadar basittir.

Bir televizyon programında 5 yaşında bir çocuğun 30 saniye içinde çözdüğü bir zeka ve beceri sorusunu ekranları başında bulunan binlerce kişiye sormuştum. Bu sorunun cevabını genel olarak yetişkinlerin yaklaşık 3-4 dakikada bulduğunu bilmek şaşırtıcı olmuştu doğrusu. 

Değerli okurlarım… Kişisel ve kurumsal kaynaklarınızı değerlendirmek için beyin fırtınası yapmadan önce problemlerinizi basitleştirin, konuyu keyifli bir projeye dönüştürmeyi hedefleyin, çaktırmadan çocuklardan ilham alın ve Ernest Hemingway’in şu sözlerini hatırlayın; “Nelere sahip olmadığını düşünerek zaman yitirme. Sahip olduklarınla neler yapabileceğini düşün.”

Asla şunu unutmayın; Sinekten yağ çıkarmak da bir sanattır, bu sanat sizin ve işletmenizin yaratıcı düşünme becerilerini açığa çıkarır, ekip ruhunu canlandırır ve inovasyon kaslarını güçlendirebilir. Süreçlerinizi mutsuzluk ve kaygı pompalayacak şekilde dizayn etmek yerine keyifli, motive edici, güçlendirici ve problem çözücü mekanizmalara dönüştürülebilirsiniz.

Yazar Emrah Altuntecim Hakkında

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olup Kocaeli Üniversitesi İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalı'nda yüksek lisans çalışmasını tamamlamıştır. Türkiye’de birçok kurum ve kuruluşta performans arttırıcı ve sonuç odaklı eğitimler-seminerler veren ve çeşitli holdinglerin yönetim ve danışmanlık kadrosunda görev yapan Altuntecim, gerçekleştirdiği eğitim ve danışmanlık çalışmalarını da keyif ve heyecanla sürdürmektedir.

HGS Akademi Eğitim & Danışmanlık

Yorum Ekle

Ad Soyad *
E-mail * (Gravatar resminiz görünecek)
Web
KalınYatayAltı ÇiziliAlıntı
  •   Yorum  
  •   Önizle  
Loading
     
Bizi takip edin; yeni haber ve paylaşımlarımızı kaçırmayın, rakiplerinizden bir adım önde olun;
Twitter Profilimiz
Facebook Sayfamız
Linkedin Profilimiz
E-Bülten Aboneliği
RSS Kaynağımız