Akıllanan Makineler, Artık Öğrenmeyen Bizler ve İnovasyon!

Akıllı makineler hayatımıza hızlı şekilde girerken insanlar ve firmalar bu yenidünyanın gereklerine uygun şekilde kendilerini donatıyorlar mı? Kendilerini bu sürece hazırlamayanların küresel rekabette şansı ne kadar olacak? Detaylar haberimizde..

Yaşlanan sektörler var; tekstil ve turizm sektörü gibi. Bu sektörlerde kârlar minimize olmuş ve müşteriyi ikna etmek de o derece zorlaşmış durumda. Değişim, yenilik ve farkındalık yapmaz, inovasyona para harcamazlarsa işleri zor demektir. 

Başka bir açıdan ise bu sektörlerin inovasyon yapması, hem sermaye birikimlerinin azalmış olması ve hem de psikolojik limitlerinin sonuna gelmiş oldukları için o derece de zorlaşmış durumdadır. Yapılan bir araştırma bu durumu teyit etmektedir; araştırmaya göre yaşlanan sektörlerde değişim ihtiyacının azalmakta olduğu belirlenmiştir.

Özellikle makinelerin akıllanması ve nesnelerin interneti her sektörü yavaş yavaş etkisi altına almaya başlamıştır. 

Tedbir alınmaması halinde birçok sektörün bu gidişata uzun süre dayanması mümkün gözükmemektedir.

Akıllanan Makineler ve Öğrenme İsteği Azalan İnsanlar

Akıllı makineler demek her şeyin dijital olarak birbirine bağlanması ve birbiriyle konuşması demek. 

Üretimin dijitalleşmesi kapsamında ekipmanlarla bilgisayarların birbiriyle konuşabileceği ve internet sayesinde gerçek zamanlı bilgilerin paylaşılabileceği üretim konsepti önümüzdeki yıllarda rekabetin belirleyici unsurları haline gelecek.

McKinsey raporuna göre, fabrikalarda nesnelerin internetinin yaratacağı ekonomik etki 2025 yılına kadar 1,2 ile 3,7 trilyon arasında olacak. Fabrikaları, şehirler, insan ve perakende kategorileri takip ediyor. Rapora göre nesnelerin interneti teknolojilerinin nasıl ekonomik değer yaratacağını ortaya koyuyor. 2025 yılına kadar devasa büyüklüğe ulaşabilecek pazarda akıllı fabrikalar önemli rol oynayacak.

Nesnelerin interneti – yani ağlar tarafından bilgi işlem sistemlerine bağlanan algılayıcılar ve aktüatörler - son beş yılda büyük bir gelişme gösterdi. 2020’ye kadar dünya çapında işe yarayan 40 milyar nesnenin internete bağlı olacağı öngörülüyor. 

Ülkemiz ise bu konuya çok da hazırlıklı gözükmüyor. TÜİK'in 2016 verilerine göre, imalat sanayindeki girişimlerin yüzde 58,9’u düşük teknoloji sınıfında. Sektör temsilcilerine göre, Türkiye’de geleceğin fabrikaları algısı ve teknolojik olgunluk seviyesi düşük. Akıllı fabrika yazılımları, robotik hatlar, otomasyon teknolojileri ve ekipmanlar konusunda Türkiye zayıf kalıyor. Devlet bu konuda ciddi politika geliştiriyor ve önemli bütçeler ayrılıyor ancak iş gücü sanayiden hizmet sektörüne kayıyor.

Uzmanlar dijital sanayi uygulamalarının üretimin kalitesini yükselttiğini, enerji tasarrufu sağladığını ve ekipman bakımını kolaylaştırdığını belirtiyorlar. Türkiye'de ise son yıllarda bu konudaki önemli gayretlere rağmen, veriler halen kat edilmesi gereken ciddi bir mesafe olduğunu ortaya koyuyor. 

Makinelerin Konuşması

Google, makine öğrenmesi (machine learning) alanındaki öncülerdendir. Makineler öğrenmesi, bir bilgisayar sisteminin elindeki verilerden bir şeyler yapmayı öğrenmesi demektir. Yani bu makineler, kör bir şekilde ona verilen komutları yerine getirmez. 

İş yaparken, bir yandan da yeni yöntemler öğrenirler. 

Google, daha genel ismiyle "derin öğrenme" adı verilen makine öğrenmesi algoritmalarını kullanmaktadır. Bu algoritmalar, devasa miktarda veri içerisindeki kendini tekrar eden desenleri tespit etmeye yaramaktadır. Örneğin, Haziran 2012'de Google, 16.000 bilgisayardan oluşan bir yapay sinir ağı (neural network) inşa etmiştir. Bu bilgisayarlar, YouTube üzerinden milyonlarca kedi videosunu tarayarak, bir diğer zaman kedi gördüğünde onu diğer cisimlerden ayırt edebilecek şekilde kendilerini eğitmişlerdir. Yani insanlık 16.000 bilgisayarı bir araya getirerek tıpkı beynimiz gibi dev bir sinir ağı inşa ediyor ve buna öğrettiği ilk şey, kedi videoları izlemek ve kedileri tanımak oluyor! 

Kendisine kedinin ne olduğu tanımlanmayan dev bir bilgisayar ağı, tıpkı bir bebeğin doğumundan itibaren deneyimlediği sayısız şeyden çıkarımlar yaparak bir şeyleri ayırt etmeyi öğrenmesi gibi, kedi videolarının başkahramanını ayırt edebilmeyi öğrenmiştir.

Sonuç olarak karşımıza önemli bir soru çıkıyor; akıllı makineler hayatımıza hızlı şekilde girerken insanlar ve firmalar bu yenidünyanın gereklerine uygun şekilde kendilerini donatıyorlar mı? Kendilerini bu sürece hazırlamayanların küresel rekabette şansı ne kadar olacak? 

Akıllanan makinelerin dünyasına kendimizi hazırlamak için neler yapılabilir?

  • İnovasyon ve dönüşüm merkezlerinin sayısı arttırılmalı
  • Firmalar kendi sektörlerinin değişim kodlarını anlamak için özel departman kurmalıdırlar
  • Firmalar hem beyaz ve hem de mavi yakaya büyük değişim üzerine bilgilendirme workshopları düzenlemeli, dijital entegrasyon uyarlamalarını simüle etmelidirler
  • Bilinmelidir ki ‘dijitalleşme çılgınlığı’ kurumsallaşma anlayışlarımızı, kurumsallaşmaya bakış açımızı kökten değişime uğratacak bir özellik taşıyor. Dolayısıyla yöneticiler kurumsallaşma paradigmasının ne tür bir değişime uğradığını yakından takip etmelidirler 

Sözün kısası, liderler, yöneticiler, akıllı sistemleri kendilerine nasıl uyarlayabilecekleri konusunda ellerini çabuk tutmak durumundadırlar.

Yazar Salih Keskin Hakkında

Salih Keskin, kreatif düşünce modellerinin üretimi ve inovasyon üzerine iş dünyasında, üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde eğitimler vermekte, danışmanlık ve araştırmalar yapmaktadır. Halen İstanbul Kültür Üniversitesinde Öğretim Üyeliğine devam etmekte olan yazar aynı zamanda inovasyon konusunda kitaplar ve makaleler yazıyor. Yazar kaleme aldığı inovasyon odaklı yazılarıyla artık Girişim Haber okurlarının da ekranında.

Yorum Ekle

Ad Soyad *
E-mail * (Gravatar resminiz görünecek)
Web
KalınYatayAltı ÇiziliAlıntı
  •   Yorum  
  •   Önizle  
Yükleniyor