Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Hizmetlerimiz  |  Arşiv  |  Bulut  |  Bülten  |  Reklam ?  |  İletişim                 
 Girişim Haber
Ülkemizdeki Patron Firmalarının Ekonomiye Zararları!

Ülkemizde üç milyona yakın firma bulunuyor. Bu firmaların sadece binde biri yani üç bine yakını 250 kişi üzeri işçi çalıştıran büyük boy firma sınıfına giriyor. Bu binde birlik dilimdeki firmalar toplam ihracatın yüzde elliden fazlasını yapıyor ve geri kalan büyük kütle ise ihracatın diğer yarısını.

Ayrıca başka bir istatistik de küçük orta boy firmaların % 97’ sinin ise aile firması olduğunu ortaya koymaktadır. Aile firmalarının en büyük zaafı geleneksel kafa yapısına sahip olması… Değişime karşı ciddi dirençleri var. Görünüşte değişim taraftarı gibi gözükseler de iş risk almaya geldi mi en tutucular da onlar oluyor. Hayvanlar âleminde bazı hayvanlar yavrusunu koruma içgüdüsüyle yavrusunu nefessiz bırakır ve ölümüne yol açar. Değişime direnç gösteren firmalarda bu gidişle kendi firmalarının sonunu getirenler olacak.

Patron firmalarının ekonomiye olan zararı çok büyük... Bu kafa yapısını nasıl değiştiririz? Piyasalar daha da acımasızlaşırken patronların değişimin karakterine uyumlu hale gelmesini nasıl sağlayabiliriz?

Firmanın kendi tapulu malı olmadığını, firmayı işine geldiği gibi kullanamayacağını birilerinin patronların kulaklarına fısıldaması gerekir. (Aslıda çoktan fısıldaması gerekirdi.)

Son on yılda olan gelişmelerin dünya tarihinde toplam dört bin yıllık gelişmelerden daha fazla gelişmeye eşit olduğunu bize istatistikler söylüyor. Bundan sonraki on yılı ve bir sonraki yılları varın siz düşünün. Bu süreç bize babadan kalma usullerin artık devrinin çoktan geçtiğini söylüyor. Şu anda dünyada firmaların en önemli değerleri entelektüel sermayeleri… Entelektüel sermeye bir firmanın eve götüremediği şeylerin toplamı anlamına geliyor.

Düne kadar fizik değerlerin toplamı bir firmayı büyük kılarken, değişen süreçte bu güç yerini “yeni bilgiye” bırakmış durumda. “Yeni bilgi” sürekli üretilmesi gereken bir karakter taşır. Google’de çalışan pazarlamacıların sayısının tasarımcı ve yeni bilgi üretenlerden az olması bize yeni bir dönemin özelliklerini anlatmaktadır.

Bilinmelidir ki dünya satıştan alışa doğru sismik bir kayma yaşamaktadır. Düne kadar bir araba galerisine girdiğinizde dizilmiş birçok çeşit arabaları görür ve alır veya almazdınız. Artık bu durum yerini başka değişkenlere bırakmış bulunuyor. Şu anda bir araba galerisine girdiğinizde ürünlerin mitolojik bir tarzda galeri içerisine az sayıda serpiştirildiğini görüyorsunuz.

Arabalar çok farklı şekilde platformlara eğri bir şekilde oturtturulmuş durumda. Üzerinde ışık oyunlarıyla karşımızda başka bir esrarla durmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz şey sanki bir araba değil, bir efsane ile karşı karşıyasınız. Dışarıda kullanılan sanki o araba değil. Dokunmaya kıyamıyorsunuz.

Satış ve pazarlama trendlerinde bir ürünü olduğu gerçeklikten daha özel bir algıya sokmak ve ürüne mitolojik değer yüklemek, önümüzdeki dönemde çok karşı karşıya kalacağımız durumlardan.

Değişen pazarlama usullerinde artık “ben bu ürünü ürettim, bunu satın al” yerine, müşterinin onu satın almasını sağlayıcı çeşitli atraksiyonlara gidilmektedir. Ürünler hem özelleştirilmekte ve yine spesifik bir şekilde kişiselleştirmeye doğru ciddi bir yönelim içinde. Bunun adına “hiperkişiselleştirme” deniyor. Önümüzdeki on yılda, kitlesel üretimden artık ortak belli özelliklere sahip gruplara yönelik ürün ve hizmet üretimine geçilecek.

Her gün bir sektörde yeni bir farkındalığın ortaya konulduğunu görüyor ve hayretler içerisinde kalıyoruz. Bu gidişle akıl sağlımızdan olacağız. Sadece seyrediyoruz ve yine sadece yapılanları takip etmekle yetiniyoruz.

İnovasyona bu kadar kapalı olmanın bedelini piyasalarımız çok ağır öder, bunun bilinmesi gerekir. Hala yirmi yıl öncesinin perakende anlayışıyla markanızı bir ileriye götürme imkânı kalmamıştır. Mağazaya gelen müşterinin davranışsal genetiğini çıkartmalısınız. Perakende eğitimlerimde sürekli söylüyorum; perakendeciler kadrolarına sosyolog ve psikolog almalılar. Müşteri eski müşteri değil, beklentileri değişti. Müşteri sadece ürün ve hizmet almak istemiyor. Sizden aldığı ürün ve hizmeti başka birçok yerden de alma imkânına sahip. Duygusal değerleri satış ve pazarlama içerisine sokmanız ve müşteriye kendini özel hissettirmeniz gerekiyor.

Unutmayın, dünyanın bir yerlerinde perakende markalarında hikâye yazan hikâyeci başları bulunuyor. İşleri marka ve hizmetine sürekli hikâyeler yazmak.

Bu içeriği 4.413 kişi okudu. Bizi takibe alın, yeni haber ve içeriklerimizi kaçırmayın; 
Kategori: Analiz / Yorum, İnovasyon
Yazar Salih Keskin Hakkında

Salih Keskin, kreatif düşünce modellerinin üretimi ve inovasyon üzerine iş dünyasında, üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde eğitimler vermekte, danışmanlık ve araştırmalar yapmaktadır. Halen İstanbul Kültür Üniversitesinde Öğretim Üyeliğine devam etmekte olan yazar aynı zamanda inovasyon konusunda kitaplar ve makaleler yazıyor. Yazar kaleme aldığı inovasyon odaklı yazılarıyla artık Girişim Haber okurlarının da ekranında.

HGS Akademi Eğitim & Danışmanlık

Yorum Ekle

Ad Soyad *
E-mail * (Gravatar resminiz görünecek)
Web
KalınYatayAltı ÇiziliAlıntı
  •   Yorum  
  •   Önizle  
Loading
     
Bizi takip edin; yeni haber ve paylaşımlarımızı kaçırmayın, rakiplerinizden bir adım önde olun;
Twitter Profilimiz
Facebook Sayfamız
Linkedin Profilimiz
E-Bülten Aboneliği
RSS Kaynağımız