Ana Sayfa   |   Hakkımızda   |   Arşiv   |   Bulut   |   Bülten Gönderin   |   İletişim                    
Kırların Sükunetini Şehre, Şehrin Aktivitesini Kırlara Taşı!

"Kırların sükûnetini şehre, şehrin aktivitesini kırlara taşıma" yaklaşımı Japon Bilim ve Teknoloji Ajansı tarafından 1995 Temmuz'unda yayımlanan Beyaz Kitap'ta da yer alan "tekno kent" kavramının, üniversite-sanayi işbirliğini mekânsal bir yakınlık ve bu sürece katılacaklar -özellikle de akademisyenler- için, aynı mekânda cazip, yeni yaşam alanları yaratarak sağlamak üzere planlanan, yüksek teknoloji komplekslerini ifade ediyor.

Ülkemiz “Tekno kent” konusunda daha yolun başında sayılır. Sürecin olumlu seyrettiğini söylemekle birlikte daha alınacak çok yol var.  Öncelikle tekno kentler daha çok büyüyen teknoloji firmaları ve startup’lar tarafından ağırlıklı olarak teşvik sistemi olarak görülmesi işin gelişim sürecini tıkıyor.

Gelişmiş ülkelerin tekno kent politikaları farklılık arz etmekle birlikte baştaki örneğimize baktığımızda, Japonya; bugünkü ekonomi ve teknoloji düzeyine gelinceye kadar, esas itibariyle, yabancı ulusların, bilimsel bilgi ve teknoloji üretmeye yönelik yaratıcı faaliyetlerine dayanmış ve ortaya çıkan yeni teknolojileri geliştirmeye ve kalite denetimini mükemmelleştirmeye ağırlık vermiştir. Bu ise köklü dönüşümlere yol açan yeni teknolojileri üretmeye yönelik yaratıcı faaliyetten çok, üretim deneyimine dayalı teknolojik geliştirmelere birincil önceliğin verildiği anlamına gelmektedir.
Bugün ise Japonya artık, "küresel rekabet" çağına uyum gösteren, bunun için de, yeni bilgi ve teknolojileri yaratmada kendi yeteneğine dayanan bir ülke konumuna özen göstermektedir.

G.Kore’nin ise farklı bir politika izlemektedir. G.Kore’nin geç sanayileşen pek çok ülkeden farkı, devletin özel firmalara uyguladığı disiplindir. "Kötü çalışanları cezalandırmak ve iyileri ödüllendirmek."

Güney Kore Devleti büyük ihracat hamlesi hedeflerine varmak için sert önlemler almış durumda. Hiçbir şeyi tesadüfe ve işin seyrine bırakmıyor.

Güne Kore Devleti radikal bir teknoloji politikası uygulayarak çok farklı ve daha ileri sonuçlara ulaşmış bir ülke.
Başlangıçta -ülkemizde de bir dönem uygulanan- (ekstansif) sanayileşme modeli olan ithal ikameci sanayileşme politikası uygulamış ve belli bir süre sonra Dünya rekabetine girmesi gerektiğini anlayarak buna uygun adımları atmış bir ülke Güney Kore.  Sonrasında ise ihracata yönelik yani dışa açık, sermaye-yoğun, derinlemesine (entansif) bir sanayileşme yoluna girmiştir.

Ve yine bunun sonucu olarak da, ilerde teknoloji üretiminin ön hazırlığı olarak, selektif ve kitlesel "teknoloji transferi" yapma, bunu kurumsallaştırma ve kolaylaştırma yoluna gitmiştir.

Çin ise ekonomik politikasını “kapitalist ve sosyalist gelişme yöntemlerini” birlikte bir süzgeçten geçirmiş ve bu yöntemlerin en başarılı yönlerini alan bir politika sentezini oluşturmaya çalışmıştır.

1990’lı yıllarda demir-çelikten bilgisayara, yüksek teknolojiden çimentoya tüm stratejik şirketlerin yönetimlerini özerkleştirmiş, verimliliği, etkinliği ve para kazanmayı esas alan bir tutumla güçlendirmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerde 1980 sonrasında egemen olan “devleti küçülterek piyasa ekonomisini güçlendiren” uygulamaları Çin devletin bizatihi devletin müdahalesi ile başarıyla uygulamıştır.

Çin'in en büyük başarısı kapılarını kompleksiz bir şekilde bütün dünyaya açması ve ayrıca gelen firmalara ciddi avantajlar sunmasıdır. Belli yerlerde oluşturulan serbest ekonomik bölgeler bu açılımın ilk örneklerini oluşturmaktadır.
Çin öncelikle belirlediği altı stratejik sektörüne yönelik yatırımlar yaptı. Bu sektörlere yönelik yabancı yatırım çekmek ve bilgi ile teknoloji transferi sağlamak için ayrıca teşvik sistemine dâhil olan ekonomik bölgeler oluşturdu.
Bu dönemler Çin Devletinin teşvik sisteminin en başarılı ve ilerleyen dönemleri oldu. Dünyanın en büyük markaları Çin’de ortaklı veya tamamen kendi sermayeli şirketler kurdu.

Gelişmiş ülkeler ar-ge ve inovasyonda ilerlemek için, bir yandan mevcut bilgi ve teknolojileri yeni alanlarda uygulamaya yönelik esnek ve yaratıcı düşünce biçimini sürdürme yolu izlerlerken; öte yandan ülkelerinin yaratıcı kapasitesini artırmaya ve bilgiyi herkes için erişilebilir hale getirmeye dönük çabalara önem verdiler.
Ülkemizde gelişmesinin stratejisini oluştururken iyi örnekleri model alması oldukça önemlidir. Ama bir o kadar da önemli olan şey kendi öznel şartlarına uygun ar-ge ve inovasyon politikaları oluşturabilmesidir.

Ülkemizde tekno kentlerin geliştirilmesi süreci devam ederken önemsenmesi gereken bir konu da stratejik birkaç alanın belirlenmesi ve bu alanların daha çok önemsenmesi, bu alanlara yönelik destek sistemlerinin daha da geliştirilmesi üzerinde durulmasıdır.

Unutmamak gerekir ki halen GSYİH’ dan ar-ge ve inovasyona ayrılan pay dünya standartlarına göre çok düşük seviyelerdedir. 2023 vizyonunda ülkemiz GSYİH’dan ar-ge ve inovasyona 1,6 pay ayrılacağı vurgulanmasına rağmen şu ana kadar maalesef bu hedefin tutması için daha yapılacak çok iş vardır.  Hem kamu ve hem de özel sektör taşın altına biraz daha elini sokmalıdır.

Not: Bu haberimizi beğendiyseniz bizi takibe alın, diğer haberlerimizi kaçırmayın; 
Kategori: Analiz / Yorum, Girişimcilik Ekosistemi, İnovasyon
Print
Yazar Salih Keskin Hakkında

Salih Keskin, kreatif düşünce modellerinin üretimi ve inovasyon üzerine iş dünyasında, üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde eğitimler vermekte, danışmanlık ve araştırmalar yapmaktadır. Halen İstanbul Kültür Üniversitesinde Öğretim Üyeliğine devam etmekte olan yazar aynı zamanda inovasyon konusunda kitaplar ve makaleler yazıyor. Yazar kaleme aldığı inovasyon odaklı yazılarıyla artık Girişim Haber okurlarının da ekranında.

Yorum Ekle

Ad Soyad *
E-mail * (Gravatar resminiz görünecek)
Web
KalınYatayAltı ÇiziliAlıntı
  •   Yorum  
  •   Önizle  
Loading
     
Bizi takip edin; yeni haber ve paylaşımlarımızı kaçırmayın, rakiplerinizden bir adım önde olun;
Twitter Profilimiz
Facebook Sayfamız
Linkedin Profilimiz
Google + Sayfamız
RSS Kaynağımız